Yerli Yersiz Cümleler Şiiri’ nin Hikâyesi
  1. Ana Sayfa
  2. Kitap Dostu

Yerli Yersiz Cümleler Şiiri’ nin Hikâyesi

+ - 0

Nazan Bekiroğlu Hanımefendi, edebiyat içerikli denemelerini okurken, keyif aldığım bana zihnimin aydınlandığını ve gönlümün kabardığını hissettiren bir yazar.

Son kitabı “Yerli Yersiz Cümleleri” okurken, sanırım kitabın 40. sayfalarıydı, bir şey dikkatimi çekti. Art arda gelmeyen, hatta aralarında sayfa farkı olan ama aslında bir biri ardında gelmiş olsa adeta bir şiir ahengine sahip olacak cümleler olduğunu fark ettim. Sonra, sanki yazar tarafından kitabın içine itina ile gizlenmiş olan bu cümleleri not alıp alt alta yazmayı denedim. 

Kitap bittiğinde ortaya aşağıdaki “Yerli Yersiz Cümleler Şiiri” çıktı… (koyu gri renkle yazılmış kelimeler bana ait olduğu için yok hükmündedir…)

Nazan Hanım’ın affına sığınarak…

Yerli Yersiz Cümleler Şiiri
Ben de bu dünyaya düşmüş biriyim,
Kimi zaman Havva kimi zaman Âdem gibiyim,
“Hiç yara almam” sanırken aldığı yaralardan tanınan biriyim.
Her “ben” dediğimde “affola” diyesim geliyor,
Gafletin bir kefareti olsa katbekat ödeyebilirim,
Ben buraya bıçak sırtında yürüye yürüye,
Sehiv secdelerinde yanıla yanıla geldim.
Ben: Yazıcı. Elimde hiç bir kapıya uymaz anahtarlar,
Ne yapacağımı bilmediğim,

Ne söylesem bir evvelkinin ya şerhi ya ezberi,
Öyle yabancı gelir ki bir zamanlar yazdığınız satırlar,
Aslında bütün manaları içeren bir noktaya da razıyım.
Kelimeye çevrilemeyen mananın düğümünde kalp açık,
Akşamdan dizdiğim harfleri sabahleyin bozarım,
Söylemek istediğim onca söz artık içime sığmıyor,
Ben yazdıklarımı çoktan yaktım.
Sakın, kelâmın hükümsüz kaldığı bu yerde beni küçümseme,
Bilesin ki sözüm bittiğinde ben giderim,
Oysa iki cümle yazsanız kalbinize dolan samimiyetten,
Kıyamet kopacak zannedersiniz,
Yazı bu, kelime, sahicisi var taklidi var.
Kumaşım şiirden örülü ama elbisem nesir,
Güftem şiir ama bestem düzyazı benim,
Şu yeryüzü zamanında ve mekânında
Söylenecek son şiiri merak etmekteyim,
Ben artık şiir değil sadece gerçeği istiyorum.
Yazı dediğin birkaç satır birkaç harf kırığı, biraz mürekkep artığı,
Lakin kalem ve mürekkep yetmez yazmak için,
Ama kâğıt üzerine yükleneni taşır, kâğıt işte, her şeye katlanır.

Seni kimsecikler duymadı, beni kimseler anlamadı,
Sırtımda alev gömlek, hattat içim yanıyor,
Oysa hattat dışarda kar yağıyor.
Var olmak için idrakime muhtaçsın,
Nakkaş yazmasam var olmayacaksın,
Yazmasam beni de kimseler bilemeyecek,
Sen sussan ben yok olacağım.
Sonunda yazar helalleşti bütün kahramanlarıyla,
“Ne varsa hepsi de helal ve hoş olsun” dedi,
Ama bir soru sormadan da edemezdi;
“Sahi Nigar Hanım, hiç merak ettiniz mi, benim gözlerim ne renkti?”
Ben sizinle onca yolu yürüdüm, sizin kadar yorgunum,
Şiirin ülkesi sultanların ülkesinden daha geniştir.
Kalemin kemiği yok, ne olacak şimdi?
Bedeniyle orada lakin ruhuyla çok uzakta

Ben sadece aşka inanırım
Aşk başlayınca kalbin içinde,
İnsanı hayata bağlayan mantığın teli kopar
Kim ki muhabbet duydu bana, ben zarara uğradım
Yine de aşkın çilesinde aydınlandı karanlıklarım.
Güzelliğin sırrı aşk suretinde kalbine bir an dokundu geçti,
Lakin bu güzelliğin de bir hesabı var,
O hesap verilecek unutma.
Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim,
Ey şehir! Aç kapılarını, ben sana geldim
Yeter ki al şu kalbimi, bana ağır geliyor, senin olsun
Bana bir yazgı çiz, içinde sen ile ben olsun
Senin çaren bende yok ama benim dermanım sensin
Yusuf’un kaderi Züleyha’ya tecelli,
Züleyha’nın kaderi Yusuf’a
Ben Yusuf; Mısır’a azizim, hâlâ Züleyha’ya köleyim
Tutsaklık Züleyha’nın tam kalbinde
Aşk gerçekte doğar, hayalde yaşar
Bir aşkı otuz beş yıl diri tutandır hayal
Ey oğul! Aşk deyip de sakın aşkı darıltma
Belâ aşktan büyüktür, Allah hepsinden
Bir aşkı tartarsa ancak aşk tartar

Aşk; varlığında duyduğum sevinçten 
Ve yokluğunda duyduğum acıdan ibaret,
Bir aşkım olsun istiyorum
Aşkın külli lisanında yeri olmayan tek şey yalan
Aşkın pazarında kendinden başka
Hiçbir ölçünün geçerli olmadığını biliyorsun
Aşkın özü sitem, sitem kaldırmaz divaneler
Aşkın özü ateş, alev tanımaz pervaneler
Her aşk biterken önce aşkı inkâr eder
Aşktan çıkışın en kolay yolu nefret
Sonra sükûnet, ne sen sağ ne ben selamet
Af hali gelir aşkın eğer gelirse
Unutmak affetmektendir, affetme beni ne olursun
Kendimden helallik dileyip kendimi affedeyim ben.

Varlığın özü muhabbet, Adem’e sıra geldi akıbet
Cennetin gölgeliklerinde emaneti yüklendi Adem
Af ile vezin tutmuş bir kalbin sahibi Adem
Benimse ne olduğum yüzümden belli
Üzerimde hala cennet kokusu
Bedenimde kuru balçığın tortusu
Damağımda o yasak meyvenin tadı
Kalbimde o utanç o pişmanlık var benim

Hatırlayacağın iyiliği yapma hiç
Bırak, masumlar için bozulsun masumiyetin
Görünmezde neysem gerçekte de o benim
Ben ölürsem ölürüm ama silebilir misin alın yazından beni
Son bir cümle söyle şimdi bana
Dünya toprağında unutmak kaç zaman alırdı
Çok geçmedi ve biz ahde vefasızlıkla karşılaştık
İhanet suç, vefasızlık ahlaksızlık
Unutma, harfe dönüşen kelâm yok olmaz
Sen unutsan ben unutsam, gökler unutmaz

Gideceği yere su gibi akarak değil
Ateş gibi önüne çıkanı yakarak gidiyor
Ey ateş, senin sırrını bilen yanmaz
Yeri gelmiş bir dağ altında ezilmiş bir karış suda boğulmuşum
Hangi yanımdan yara alsam o yanımdan ağrımışım
Dil sussa ten haykırıyor, ruhun gizlediğini beden açıyor

Bir yanımla bu dünyadan kaçarken öbür yanıla kalmışım
Gitmeye gücüm var ama gitmiyorum
Nereye baksan muamma
Hayat, delinmiş sandalına su dolarken boşaltmaya çabalaman,
İşte bu yüzden hayatta kalan yanım alacaklı hayattan
Bir sürgün gömleği geçirmişim eğnime, epeyce ağır gelmiş,
“Bana biçilen rol de çok ağır, artık taşıyamıyorum”
Ömrün hülasası birkaç kelime,
Ölüm mucizeydi oysa ben de ölümlüymüşüm, öğrendim,
Bir ömre refakat etmek ölüme de refakat etmekmiş, anladım
Sen bulutların ait olduğu ülkeyi biliyor musun?
Biliyorsan göster bana hasretim dinsin.
Bunlar, dünya terazisine sığmaz yaralar
Hâlli mahşer gününe kalmış hesaplar
Ben, uçurum kenarında bir başına yabani bir incir ağacı,
Kopmamak için toprağa sımsıkı tutunmuşum
Ben bu yazıyı Üç Dokuzlar’ın ikinci fırtınasında yazıyorum.
Hani, her öykü içinde yağan yağmurlar nerede?
Sen sus. Kıvrıla kıvrıla giden ırmak anlatsın.
Ey dağ! Bir yanım ateş-ten, bir yanım rüzgâr,
Bir yanım su olsa bile en fazla toprağa yakınım.

Sonra ben;
Eski zaman evinden apartmana
Bahçeden balkona ve ağaçtan saksıya,
Cennetten dünyaya düşmüş biriyim,
Cennetten düştüğü gibi kalmış da değilim
Cennet kadınının şimdi elleri zeytin karası
Tırnaklarının arası dünya yarası
Ya Rabbi! Ben içtiği suya, yediği lokmaya,
Giydiği hırkaya şükreden biriyim.
Ey yeryüzü! üzerinden geçtim, suyundan içtim
Ben senden razıyım sen de razı ol benden
(son cümlelerim) 
Bütün manaları ifade edecek,
Sahtecilikten uzak hakiki bir kelimem olsaydı,
Bunca kelimeyi herhâlde yazmazdım,
Ya Rabbi, Senden niyazım şudur ki;
Yıkılsın duvarlar, gözlerime inen perdeler kenara çekilsin
Çöz dilimi, aç kalbimi, cümleler dökülüversin 
Dökülüversin, söz kalbimden taşarak, 
Kalemimden coşarak gelsin
Öyle bir dil ver ki bana, çektiklerime değsin.

Nazan Bekiroğlu: Yerli Yersiz Cümleler

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

Yazar Hakkında

Görüş ve Yorumlarınız Bizim İçin Değerli